Otoparka girince yıllar önce kuduğumuz kaleler gözümün önünde belirdi.
İlk zamanlar taştan direkler yapardık. Adım sayardık her seferinde. 15 adım... Üst direği değişkendi kalenin. Kalecinin boyuna göre değişirdi.
Sonraları tahtadan kaleler yaptık. Üst direği vardı bu sefer. Ama inşaatçılar söküyordu her seferinde. Betondan yaptık o da kâr etmedi. Bizde eski usul taştan direklerle devam ettik.
Sonra gözümün önünde kısa boylu bir çocuk koştu. Kaleye doğru yol alıyordu. Karşısında ona göre daha uzun boylu ve sarı bir çocuk. Koşan çocuk şutu çekti ve gol oldu. O anda kaleci bağırdı:
- Yedinci kaleci kimse gelsin. Bak çıkıyorum.
Forvette başka bir çocukyalvarıyordu bir diğerine; "Benim yerime geç ne olur?". 15-20 saniye sonra top kaleci tarafından sektirildi ve dikildi. Allah kahretsin, top dereye yuvarlandı. Şu kokudan yanına yaklaşılmayan dereye. Küçüklerden biri yokuş aşağı koşmaya başladı. diğerleri arkasından bakıyordu. Sonra biri:
- Dikkat et demire!!!
diye bağırdı.
- He?
dedi aşağıdaki, dengesini kaybetti, "Hayır!!!" dedi yukarıdakiler hep bir ağızdan.
Elim gözüme gitti. Gözümdeki yaşı sildim. Saatime baktım. 1 Temmuz 2009, 16:45.
Tam on sene önce bugün ölmüştü küçük çocuk.
Not: Fotoğraf hakkında ayrıntılı bilgi için üzerine tıklayınız.
Hatırlar mısın
Gözgöze gelişimizi ilk defa
Bakışlarımızın çakmaklanışını
Bir akşam vakti, yakınlarda
Bir yerlerde bir şeylerin yanışını
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın
İlk öptüğüm günü dudaklarından
Başımın dönmesini, tenimin tutuşmasını
Yıllar yılı kendi yatağında kaybolan
Nehrimin, denizine kavuşmasını
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın
Ayrı ayrı yaşadığımız binlerce geceden ayrı
Bir geceyi, sabahsız, çılgın, dopdolu
Ve senin özleminle sımsıkı saran kolu
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın
Ormanda dibe vuruşunu gün ışığının
Ağaçların ürperişini derinden
Başını omuzuma koyuşunu, dalgın
Sonra bir yangının başlayışını ellerinden
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın
Kendimizden geçerek, alabildiğine
Birlikte gittiğimiz o yerleri
O ağaçlı yol, o serin kumsal, o meyhane
Ve güllerin ağlayışını bir akşam üzeri
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın
Nasıl bir koşuydu o doludizgin
Ne kadar yoğu var etmiştik birlikte
O seven gönüllerimiz bir çift güvercin
Gibi nasıl kanat çırpmışlardı mavilikte
Hatırlar mısın
Hatırlar mısın
Gün boyu seninle çağlar aştığımızı
Bir yalan dünyada yalansız severek
Tanrıya yaklaşıp Tanrılaştığımızı
Söyle hatırlar mısın bir gün beni
Hatırlar mısın
İstanbul’da aylak aylak gezerken 3 lira yazısını görünce sarıldım kitaplara.. Bir tane aldım, çünkü elimde 15-20 dakika önce aldığım 3 kitap daha vardı.
O ucuz kitapların arasından “Her Zaman Griydi Karadeniz”i seçtim. İsmi uzundu, hikaye kitabıydı, benim eksikliğim ama yazarı ilk defa duyuyordum.
Daha 20 gün önce okuma fırsatı bulabildim ve sindire sindire 2 gün önce bitirdim. Gülerek, düşünerek, garipseyerek bitirdim kitabı.
Hikaye kitabı olması beni cezbeden bir yanıydı alırken. Şimdi ise hikayelerin içtenliği cezbedici yanı.
Torununu tanımayıp kovan, küfürle seven nineyi mi anlatsam, yoksa zemzemi inşaat harcında kullanan ustayı mı?
En iyisi ben anlatmayayım, alın okuyun.
Kaldırımlarda yürürken kendinizi türlü türlü hayvanlara benzettiniz mi? Ben kendimi benzettim. Boş verin neye benzettiğimi…
Yağmurlu bir Samsun akşamı eve yürüyerek gelirken yağmur beni bir kitapevine soktu. İyi ki sokmuş. İsmini gördüğüm anda işte bu benim olmalı dedim; Kaldırım Takıntısı.
Bu kitap Ali SEFÜNÇ tarafından 2008 yılının bilmediğim bir ayında yazılmış ve benim tarafımdan 4.12.8 tarihinde alınmıştır.
Beyaz yakalı ve işsiz olanlar için yazılmış bu kitap. :D Tabi ki bu kadarı yetmez. Beyaz yakalı, işsiz ve hayatı kaldırımlardan izleyenler için yazılmış.
Benim için şehrin kalbi ara sokaklarda atardı hep. Bu kitap fikrime fikir ekledi. Kitap bittiği günden beri benim için şehrin kalbi ara sokaklarda ve kaldırımlarda atıyor.
“Sen mi baktın lan benim manitama” diye başlayan kavgalar kaldırımlarda oluyor. Kaldırımlarda yürüyene arabalar su sıçratıyor. Kaldırımda karşılaşıyorsun eski okul arkadaşınla, iki sohbet ediyorsun kaldırımda ayak üstü ve sonra gidip bir pastanenin kaldırım üzerindeki masasına oturup koyu bir şekilde eski günleri arıyorsun. Milli piyango bileti alıyorsun kaldırımda, akşamına toplar düştükçe ya sövüyorsun ya seviniyorsun. Aşkı orada yakalıyorsun, orada kaybediyorsun.
İçinde aşkta var kitabın, kavgada, ihanette, sevinçte, üzüntüde. Ne ararsanız yani.
Tavsiye ederim “Kaldırım Takıntısı”nı.
En önemli kısma geldik şimdi. Ne yazdım kitabın arkasına?
“Ne öğrenmem gerekiyor ki…
Şunu biliyorum, ben kaldırımları seviyorum.
9.4.9”
Nice güzel kitaplar okumam ve okumanız dileğiyle..