74 gün: Kisekise değil, tam tersi…

74 gün: Kisekise değil, tam tersi…

19 Şubat 2019 Kapalı Yazar: ugurumsu

Domates tüccarını yan odada sandalyeye bağlamışken karnımın açlığını düşünemem. Keşke yeteneğim kendimde de yarasaydı. Açlığımı yan odadaki suratı bembeyaz olmuş adama aktarır, karnımın gurultusu olmadan düşünebilirdim.

Öncelikle şunu çözmeliyim: nasıl öğrendi? Ben bile kendi yeteneğimi 30’lu yaşlarımın ortasında öğrenmişken daha önce beni hiç görmeyen bu adam benim yeteneğimin hastalıkları iyileştirmek değil de bir başkasına nakletmek olduğunu anladı? Demek ki iyi bir gözlemci. Çünkü her ne kadar güzel bir yetenek olsa da hastalıkları başkasına aktarmak, sonuç itibariyle bir takım eksiklikleri de var. Keşke Kocayalak Köyü muhtarının burun kanamasını Gürbüzdiken Köyü’ndeki hacıyım diyen yalancı mendebura aktarmadan önce olduğu gibi geçtiğini anlasaydım. Nereden bilebilirdim ki burnunun sol tarafındaki tam anlamıyla kare olan yaranın tüccarın dikkatini çektiğini?

Ne yapacağım ki bu adama? Hiçbir şey yapmadan salsam, sonra da bambaşka bir diyara gitsem. Zaten her bir köyde farklı adla tanınıyorum. Zaten her köye geldiğimde farklı kıyafetler de giyiyorum. Kocayalak Köyü’ne geldiğimde kafamda mor terekli şapka, yeşil kısa kollu, kahverengi pantolon ve siyah bir kazak vardı. Adım da Edip’ti. Gürbüzdiken Köyü’nde de beyaz gömlek, siyah bol pamuklu pantolon, kahverengi yelek ve siyah 8 köşeli kasket vardı. Adım da Fikri idi. Giderim İstanbul’a, kot pantolonu, kırmızı kısa kolluyu, siyahı bol kırmızılı ayakkabıyı gezerim. Kim tanıyacak ki beni.

Evet evet. En mantıklısı bu. Kisekise Köyü’ndeki ağanın kızındaki yatalaklığı vermeye gerek yok. Tek yapmam gereken uzun süre uyumasını sağlayacak bir şey. Sonrada biner otobüse giderim. Neden olmasın?