Herta Müller – Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım kitabı hakkında düşüncelerim

Herta Müller – Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım kitabı hakkında düşüncelerim

26 Ocak 2019 Kapalı Yazar: ugurumsu

Kitabın arka kapağında da belirttiği üzere faşizmin gölgesinde yaşayan ve yaşananlara dair sarsıcı bir roman. Distopik bir dünyada yaşayan ve adı belli olmayan anlatıcımızın bir tramvay yolculuğu sırasında olanları ve düşüncelerini okuyoruz kitapta.

Kitabın tamamını göz önüne aldığımızda kolay bir okuma olmadığını görüyoruz. Okurken kendimizi zorlamamız gerekiyor. Bununla birlikte kitabın sonu geldiğinde bir edebi eser okuduğumuzu da hissediyoruz.

…oysa ben batıdan birisiyle evlenmeye niyetlenmiş ve pantolonlardan onunun arka cebine küçük birer pusula yerleştirmiştim: Ti aspetto, adım, adresim. Benimle irtibata geçen en iyi İtalyanla evlenecektim.

Çeviri bakımından baktığımızda gayet güzel bir çeviri olduğunu düşünüyorum. Doyurucu bir kitabın doyurucu bir çevirisi var demek belki daha açıklayıcı olur.

Olaylar örgüsüne baktığımızda kitabın anlattığı zamanı bilmediğimiz gibi anlatıcının anıları da zamansız. Daha doğrusu farklı zamanlarda olan olaylar bir bilinç akışı şeklinde okuyucuya sunuluyor. Anlatıcı bir şeyleri anlatırken aradan seçtiği, belki önemli belki önemsiz bir noktadan başka bir şeyi anlatmaya başlıyor. Ben burada kendimi gördüğümü ve boş kaldığım anlarda düşüncelerimde dalgalanma ya da az önce dediğim gibi bilinç akışı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Yine itiraf etmeliyim ki, böyle bir şeyi okumak zormuş. Halbuki düşünürken öyle değil.

Bu kadını tanıyordum, aynı okula gitmiştik, o başka sınıftaydı. Benimle yaşıttı.

Kitabın distopikliğine gelirsek; anlatıcı tramvay yolculuğunu sorguya giderken yapıyor. Sorguya ise yaşadığı yerden kurtulmak için çalıştığı fabrikada üretilen pantolonların arka ceplerine koyduğu pusulalar nedeniyle casusu olduğu ya da olabileceği şüphesiyle gidiyor. Hayatı ise hiçte hayallerdeki gibi değil. İlk kocası askerdeyken kayın pederinin birlikte olma isteğiyle baş başa kalıyor. Ayrılırken kocası istemese de tam anlamıyla “gitme” demiyor. Lise çağlarında ya da daha sonraları babası okul arkadaşıyla birlikte oluyor. Babasını bu olaydan dolayı kıskanıyor, hatta neden kendisini değil de onu seçtiğini düşünüyor. Annesini aldatması ise neredeyse hiç umurunda değil. Günübirlik ilişki ya da serbest ilişki istiyor ama bunu yaptığını düşündüğü kişi tam tersini istiyor. Kabul etmeyince de düşman kesiliyor. En yakın arkadaşı, hatta bana göre aşık olduğu arkadaşı, kendini kurtarmak isterken köpeklere yem oluyor. İkinci kocasıyla tanıştıktan bir kaç gün sonra evleniyor, daha doğrusu yanına taşınıyor. Bu seferde eşinin ailesi bu birlikteliği kabul etmiyor. Üstüne üstlük kocası alkolik çıkıyor. Ensestin, aldatmanın çok normalmiş gibi sıradan olduğu zaman zaman net cümlelerle olmasa da, kısık sesle de olsa, belirtiliyor.

Bir türlü içine dahil olamadığım bu kitap ilgi çekici ve sürükleyici değil. Kendi bilinç akışımızı yaşadığımız gibi kolay bir okuma da değil. Ama belki de kendimizi tedavi yöntemimiz gibi bir kitap. Delirmemeye çalışan bir kadının kendi tedavi yöntemi ve kendini bir yerde mutlu ediyor. Bizim içinde güzel bir yol haritası olabilir.

Hadi oradan, dedi, dans insanı genç tutar.

Kitabın özeti yapmak istersem, başka bir okuyucunun cümleleriyle:
Birbiri ile benzeşmeyen insanların benzeşmeyen umutlarının, umutsuzluğa karışması için etkiliyici ve birbirinden farklı onca hikaye ve detay eklemiş ki kitap dikkatin dağıldığı bir evrede elinizden kaçıp gidiveriyor ve tekrar dönüp aynı sayfaları okumak durumunda kalıyorsunuz.**

Kaçma duygusunu kolayca anlaşılacağı bu kitapta bir tramvay, anlatıcının gözünde, yoksulluktan hiçliğe doğru yol alıyor.

“Ha ha, delirmeyelim.”

Kitabın;
Adı: Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım
Yazarı: Herta Müller
Orijinal Adı: Heute wär ich mir lieber nicht begegnet
Yayınevi: Siren Yayınları
Çevirmeni: Mustafa Tüzel
ISBN: 9786055903558

** https://lalhitay.wordpress.com/2016/07/08/keske-bugun-kendimle-karsilasmasaydim-herta-muller/